Google+ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Google+ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Neuromarketing Araştırma Teknikleri: Eye Tracking (Göz İzleme)

Eye Tracking, neuromarketing araştırma teknikleri arasında en yaygın kullanılan yöntemlerden biridir. Göz İzleme olarak da bilinen bu teknikle test esnasında katılımcıların göz bebekleri çeşitli yöntemlerle takip edilir. Web siteleri kullanılabilirliği, alışveriş merkezlerindeki raf dizaynları ve reklamlar test edilirken sıklıkla kullanılan Eye Tracking EEG, FMRI gibi yöntemlerle kıyaslandığında oldukça düşük maliyetli ve uygulaması kolay bir yöntemdir. Katılımcıların test esnasında ilk baktıkları nokta, odaklandıkları alanlar ve bu alanlara bakma süreleri gibi önemli bulgular sunar.

Fast Company EyeQuant şirketiyle yaptığı çalışmada hem kendi web sitesini hem de popüler birçok siteyi test etmiş. Bakalım internet kullanıcıları tıkladıkları sayfalarda nerelere odaklanıyor?


Eye Tracking
Fast Company internet sitesindeki en ilgi çekici noktanın kalın harflerle yazılmış yazılar olduğu görülüyor. Sitenin logosu olan yuvarlak içindeki FC harflerinin de ilgi çeken bir diğer nokta. Ziyaretçilerin logoya odaklanması site açısından olumlu değerlendirilebilecek bir sonuç.





Amazon Eye Tracking
Teste tabii tutulan bir diğer site Amazon'a ait. Testi uygulayan kişiler Amazon'un çok fazla içeriğe sahip olduğunu, fakat doğru noktaların dikkat çekecek şekilde yerleştirildiğini belirtiyor. Eye Tracking sonuçları ziyaretçilerin bakışlarının sitenin merkezinde toplandığını gösteriyor. Birçok Eye Tracking testinde ortaya çıkan şey burada da tekrarlanmış, insan yüzleri dikkat çekmeyi başarırken, banner'lar hiç ilgi görmemiş.


Bing Eye Tracking
Arama motoru Bing'in sitesinde yapılan test sonuçları sitenin arama motoru özelliğini pek yansıtamadığını gösteriyor. Sitedeki içerik ziyaretçilerin konsantrasyonunu dağıtıyor.Sayfanın alt kısmındaki görseller kullanıcıların dikkatini yakalarken arama yapılacak kısım ilgiyi yakalayamıyor.





Google Eye Tracking
EyeQuant Google'ı son derece yalın, karmaşadan uzak ve ''arama yapma'' özelliğiyle ön plana çıkmış bir site olarak tanımlıyor. Google logosunun ve arama çubuğunun sayfanın tam merkezinde olması insanların algısını yakalama noktasında önem taşıyor. Anlaşılan o ki Bing'in Google'dan öğreneceği çok şey var :)




JustFab Eye Tracking
JustFab adlı alışveriş sitesi için yapılan testte grafiklerden çok kalın harflerle yazılmış yazıların ilgiyi yakaladığı görülüyor. Siteyle ilgili dikkat çekici bir diğer nokta farklı fontların insanların algısını farklı şekilde etkilemiş olması.


Havenworks.com Eye Tracking
Kötü tasarlanmış web sitesi kontenjanından teste dahil olan Havenworks.com'da ziyaretçiler tam anlamıyla nereye bakacağını bilemiyor. Sitedeki tüm karmaşa ve zıt renkler arasında ziyaretçiler nerede yalın bir görsel ve yazı varsa ona odaklanmış. 

Araştırmanın orijinali için Eye Tracking and The Neuroscience of Good Web Design sayfasını ziyaret edebilirsiniz.


Dersimiz Neuromarketing

Çoğu insan 'neuromarketing'le 'Mad Men' sayesinde tanışmış olsa da, bugün hayatımızın her anında içli dışlı olduğumuz birçok marka çoktan tüketicinin bilinçaltına sızmanın yollarını denemeye başlamış bile. Sinir bilimin ( meraklısına not; sinir bilim nöroloji diye özetleyebileceğimiz bir bilim dalı değil, sinir sistemini ilgilendiren bütün sistemleri içine alan, düşünce fizyolojisini anlamaya çalışan multidisipliner bir alandır. ) gelişmesi ve pazarlamanın evrim geçirmesi ile birlikte bugün 'neuromarketing' diye adlandırdığımız alan ortaya çıktı. Günümüzde birçok şirket teknoloji alanında araştırmalara yatırım yaparken yurt dışında çeşitli neuromarketing blogları ve kitapları sayesinde büyük şirketler bu alana da yönelmiş durumda. 'NeuroFocus' gibi bu işi hakkını vererek yapan şirketler sayesinde neuromarketing'in kredibilitesi de gün geçtikçe artıyor. Fakat her çiçeği burnunda alanda olduğu gibi burada da etik ve güvenirlik açısından sorgulanan noktalar da yok değil...

Bu blogda yapılan araştırmalardan, doğru bildiğimiz yanlışlardan bahsedip duruyoruz, bunları çok daha iyi anlamak adına bir kez daha neuromarketing nedir ne değildir görelim bakalım. Geleneksel pazar araştırmalarının tüketiciyle ilgili doğru sonucu vermediği artık hemen hemen herkes tarafından kabul edilmiş bir gerçek. Focus gruplarındaki kişiler genellikle satın alma davranışlarını anlaşılır şekilde ifade edemezler, hatta yalan söyleyemeye başvururlar. Bu insan doğasında olan tipik bir davranış biçimidir. Zaten bu satın alma davranışları da tüketicinin açık seçik ifade edebileceği düzeyde değil bilinçaltında, farkında bile olmadığımız çeşitli korkular, sıkıntılar, uyaranlar tarafından tetiklenerek şekillenir. Neuromarketing bu noktada, şirketlerin derdine derman olan yöntemler sunar. Tüketicilerin beyin dalgalarını ölçerek ürünler, markalar hakkında doğru bilgiye ulaşır, pazarda karşılanamayan tüketici ihtiyaçlarını belirler, ürün tasarımını yönlendirir. Bilgi doğrudur, çünkü bu yöntemlerde öznelliğe yer yoktur, sonuçlar nesneldir. Neuromarketing'de kullanılan bu objektif teknikler şu şekilde özetlenebilir:

fMRI - (Belli bazı hareketler ya da duygulanımlar sırasında beyinde hangi bölgelerin aktive olduğunu gösterdiğini saptamak için kullanılan MR (manyetik rezonans) inceleme.)
SST - (Steady State Topography) (beyin akvitesini ölçmek ve gözlemlemek için kullanılan bir method.)
EEG - (Electroencephalography) (nöronlar arasındaki elektriksel dalgalanmayı ölçmeye yarayan yöntem.)
Göz İzleme - (Tüketicilerin göz hareketlerini izleyerek izletilen görüntülerin hangi bölümlerinin dikkat çektiğini bulmaya yarayan yöntem.)
Galvanic Skin Response - (Cildin, özellikle de avuç içlerinin uyarıcıya bir tepki olarak direncinin değişmesi. Özerk sinir sisteminin otomatik bir tepkisi olarak gözlemlenen bu durum, ter bezlerinin etkinliğine bağlıdır ve hem haz verici hem de stres yaratıcı uyarıcılarla ortaya çıkabilmektedir.)

İşin teknik kısmına eğildikten sonra gelelim bu yöntemleri kimlerin kullandığına... 

Microsoft, tüketicilerin bilgisayarlarla iletişimini  ''şaşırma, tatmin olma ve hayal kırıklığına uğrama'' gibi duyguları da işin içine katarak ölçmek için EEG'yi kullanan şirketlerden biri. 

Frito-Lay ise odağını kadınlara vererek onların zihnini anlamaya çalışıyor. Hangi yönteme başvurduklarını bilmiyoruz ama sonuçlar gösteriyor ki bir an önce 'suçluluk' duygusu yaratan reklamlarına son vererek 'sağlıklı' mesajına yönelmeleri gerekiyor.

Google, MediaVest ile yürüttüğü bir 'biometrik' çalışmada  Youtube'daki ''overlay'' ve ''pre roll'' reklamların etkisini görmeye çalışmış. Sonuçlar 'overlay'lerin daha etkili olduğu yönünde.

Milyonlara hitap eden tv kanalları, otomobil markaları da yine 'neuromarketing'i önemseyip yayınlarına ve reklamlarına yaptıkları çalışmalar doğrultusunda yön veriyorlar.

Bütün bu ilgiye rağmen 'neuromarketing'in sorgulanması gereken tarafları da yok değil. Mesela bahsedilen bütün çalışmalar laboratuvar ortamında yapıldığı için tüketicilerin davranışlarının alışveriş merkezi ya da süpermarket gibi birçok tüketim öğesiyle çevrili olduğu zamanlar ne tepki vereceği kestirilebilmiş değil. Ayrıca 'neuromarketing' henüz 'B2B' alanında da etkili hale gelebilmiş değil. Çünkü tüketicilerin satın alma süreçleri oldukça uzun olabiliyor ve işin içine bir sürü faktör dahil olabiliyor, bu da kararların güvenilir biçimde ölçülmesini engelleyebiliyor. Ve tabii ki 'neuromarketing' çalışmalarının epey maliyetli olması da şirketlerin bu hizmete yönelmesinin önünde ciddi bir engel. 'Neuromarketing' henüz havada kalmış bir alan, ne zaman ki onu laboratuvardan çıkarıp gerçek hayata taşırız işte o zaman etkili ve yerinde kullanılan bir yöntem haline gelir.

Steve Jobs'un Ardından...

Steve Jobs dün bu dünyaya veda etti. Ardından bir sürü şey yazıldı, bir sürü şey söylendi. Kimileri onu dünyayı değiştiren bir deha olarak görürken kimileri sadece teknolojik aletlere estetik katmış bir satıcı olarak gördü. Kimileri onu artık dünyaya daha farklı bakmamızı ve algılamamızı sağlamış bir tasarımcı olarak tanımlarken kimileri sadece alışkanlıkları değiştirmiş bir marketing harikası olduğunu savundu. Herkesin mutabık kaldığı tek nokta belki de Jobs'un vizyonerliğiydi. Obama'dan Bill Gates'e, Mark Zuckerberg'den Google'ın kurucularına kadar hepsinin Jobs'un ölümü ardından vurguladığı şey dünyanın gerçek bir vizyoneri kaybetmiş olmasıydı...

Aslında Steve Jobs'un diğerlerinden farklı olarak yaptığı en önemli şey son kullanıcıyı düşünmesi, tüketiciyle gerçekten empati kurması oldu. Jobs, tüketicinin hayatını programlama ya da çeşitli yazılımlar arasında geçirmediğini biliyordu, tüketicinin ilgilendiği şeyin aslında bilgisayarların kendisi değil müzik, yaratıcılık, oyunlar, tasarım gibi şeyler olduğunun da farkındaydı. Dehasının izlerini görebileceğimiz en önemli yer de işte burasıydı. O, insanların kullanmaktan keyif almadığı bir ürünü asla ortaya çıkarmazdı. Apple'ın nasıl bütün markaları etkileyen dev bir markaya dönüştüğüne ve Steve Jobs'un bu dönüşümdeki rolüne göz attığımızda zaten bunu apaçık görebiliyoruz.

Gerçek liderler dünden, bugünden çok geleceğe odaklananlardır. Apple'ın astronomik başarısının ardında da tüketicinin şu anki ihtiyaçlarından öte gelecekte neye ihtiyaç duyacaklarını belirleyebilmek yatıyor. Jobs 4/4lük bir showmandi ve bir Apple ürünü piyasaya sürüldüğünde insanları bu ürün için uzun kuyruklara dizmenin yolunu çok iyi biliyordu. Beijing'de iPad2 için yaşanan izdihamda 4 kişinin hastaneye kaldırılması bunun çok güzel bir örneği. Sunumlar sırasında  hep soluk kot pantolonlar, boğazlı kazaklar ve spor ayakkabılar giyen Jobs'un karizmasıyla ya da kendini gösterişli ifade etmeyle bir derdi olmadığını da gördük hep. Odaklanmamız gereken şey tanıttığı üründü çünkü, Jobs'un görüntüsü değil. 

Hewlett Packard ürettiği TouchPad'ler satmadığı için tablet işinden çekildiğini açıklarken, geçtiğimiz ay Sharp, Galapagos tabletlerini artık satmama kararı aldığını kamuoyuna bildirirken iPad tablet pazarını tam anlamıyla domine etti. IDC analistlerine göre yılın ikinci çeyreğinde %68.3 gibi bir satış oranı yakaladı. Çünkü iPad'in ardındaki deha onu bir bilgisayar gibi kullanılabilir hale getirmişti, kitap okumak ya da doküman hazırlamak gibi sınırlı özellikler yerine bilgisayar görünümü olmayan bir bilgisayar yaratmıştı.

Jobs her şeyi olduğu gibi tasarımı da farklı bir boyuta taşıdı. Çoğumuzun tasarımdan anladığı şey estetik bir görünüm ve o görünümün bize hissettirdikleridir. Apple farklı bir şey yaptı ama, görünümün ötesine geçip tasarımı ürünlerin işleyişine taşıdı. Bugüne kadar tasarım fonksiyonellikten uzak dururken Jobs iki kavramın birbirine geçmesini sağladı. 2001'de piyasaya sürülen iPod'u düşünelim. Pazara giren ilk mp3 çalar değildi. Popülaritesini ilk olduğu için değil minimalist tasarımı ve iTunes'la entegre edilmiş kullanımı kolay arayüzü sayesinde yakaladı. 1997'de Apple iflasın eşiğindeyken Steve Jobs'un geri dönüp kendi tasarım felsefesini şirkette uygulamasıyla Apple bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri haline geldi. 

Apple'ın başarılı pazarlamasının ardında çoğu zaman hiç önemsemediğimiz detaylar ve Steve Jobs'un mükemmeliyetçiliği yatıyor. 3 sene önce Google'ın üst düzey yöneticilerinden Vic Gundotra acil bir telefonla Jobs tarafından arandığında Google logosuyla ilgili bir eleştiri almış. iPhone'da logonun görünümüyle ilgili memnun olmadığını belirten Jobs, Google'daki ikinci O'nun doğru eğimde ve renginin doğru tonda olmadığını, bunu düzeltmesi için acilen birini ayarladığını söyler. Bugün hepimizin sevdiği eğlenceli Google logosunun başarısının sırrı bile belki de Jobs'da gizlidir.

Steve Jobs hepimizin teşekkür etmesi gereken gerçek bir dehaydı. Farkında olmasak da o, hepimize tasarım kelimesini bunca zaman ne kadar yanlış anladığımızı öğretti, tasarımın önemini öğretti ve en önemlisi kendi hayatımızı nasıl tasarlamamız gerektiğini öğretti.

Markaların İsim Serüveni



Bütün gün elimizden düşürmediğimiz telefonun, dizimizden eksik etmediğimiz laptopun, her gördüğümüz kareyi ölümsüzleştirmek için uzandığımız fotoğraf makinasının, bu fotoğrafları paylaştığımız sitelerin, mesai saatlerinde oturduğumuz yerden online alışveriş yaptığımız yerlerin, ilkokul arkadaşımızı yıllar sonra karşımıza çıkaran sosyal platformların isimlerinin nasıl doğduğunu merak ettiniz mi hiç? Cevabınız evetse buyrun dünyanın en popüler teknoloji markalarının serüvenine beraber çıkalım...


Acer
1976 Tayvan doğumlu markanın orijinal ismi Multitech International. Kuruluşundan 10 yıl sonra şirket, adını Latince'de sivri, keskin, yetenekli anlamına gelen ''Acer'' la değiştirdi. İsmin ayrıca 'akçaağaç' gibi alakasız çağrışımlar yaptığı bazı diller de mevcut.

Amazon
Amazon Jeff Bezos tarafından ilk olarak Cadabra.com ismiyle kurulmuş bir site (Şu an aynı adreste Yeni Zelanda'dan bir seyahat sitesi var.) Bezos'un internetten kitap sipariş etme fikrinden çok etkilendiği ve bunu sihirli bir süreç olarak adlandırdığı söyleniyor. Tercih ettiği isim de bu fikirle bağlantılı zaten. Kendi sözleriyle ifade edersek; ''Bir kitap hayal ediyorsunuz, Abracadabra! ve kitap odanızdaki kitaplıkta! '' . Abracadabra uzun bir isim olduğu için onu Cadabra'ya çeviren Bezos ilginç bir tesadüf sonrası bu isimden de vazgeçmiş. Avukatıyla yaptığı telefon görüşmesinde karşı tarafın Cadabra'yı Cadaver olarak anlaması sonucu telaşa kapılan Bezos, alfabenin ilk harfi olan A ile başlayan, egzotik ve farklı bir isme yönelip Amazon'u bulmuş. 
(Bilmeyenler için, Cadaver ölü, kadavra demek.)

Apache
Apache Software Foundation resmi olarak 1994 yılında kurulmuş olmasına rağmen 1977'ye ait şirketin bazı dökümanları isminin nereden geldiğiyle ilgili bilgi veriyor. Apache Group birçok kişinin NCSA httpd 1.3. için 'patch' dosya denilen ek dosyalar yazmasıyla oluşuyor. Ortaya çıkan sonuç da patchwork dediğimiz yama işi gibi, A PAtCHy server olarak adlandırılmış.

Apple
Gelelim dünya devi Apple'ın hikayesine. Belki de efsanevi hikayeye sahip markadır Apple. Apple, yani Elma eski CEO Steve Jobs'un en sevdiği meyvedir ve en sevdiği meyvenin ismini şirketine veren Steve Jobs bunu yaparken neler düşündü bilmiyoruz ama bunun ünlü matematikçi, bilgisayar bilimlerinin yaratıcısı Alan Turing'e refere edildiği yönünde düşünceler var. Eşcinsel olduğu ortaya çıkınca hapse atılan ve burada yediği siyanürlü elma sonucu hayatını kaybeden Turing'in gerek Apple'ın  gökkuşağı renklerini barındıran logosunun gerekse markanın adının ilham kaynağı olduğu söyleniyor. Apple 2.0 adlı kitapta bundan bahseden Steve Wozniak, Jobs'un kendisine harika bir isim bulduğunu söylediğini ve ardından Apple Computers dediğini anlatıyor. '' Belki eskiden elma bahçelerinde çalıştı, belki Apple ile başka bir şey anlatmaya çalıştı, belki de Apple Records'tan esinlendi, sormadım bile'' diyor Wozniak. Yine de Jobs'la birlikte başka isimler arayan Wozniak Executex ya da Matrix Computers gibi isimlere de sıcak baktıklarını ama hiçbirinin Apple gibi net, ulaşılabilir bir marka algısı yaratamadığını söylüyor. Ayrıca Apple başka şirketleri de etkilemiş bir isim, İngiltere çıkışlı Apricot (Kayısı) Computers gibi.

Facebook
Facebook ismi ve bu ismin kökleri tamamen üniversite kampüslerine dayanıyor. Facebook'un filmlere konu olan bir kuruluş hikayesi olsa da ismi son derece göz önünde olan bir yerden geliyor. Facebook, Amerikan üniversitelerinde öğrencilerin isimleri ve fotoğraflarının olduğu online ya da basılı bir adres defteri anlamına geliyor. Özellikle akademik yılın başında dağıtılan bu defter öğrencileri birbirlerini tanımalarına da yarıyor. 

Flickr
2007'de yapılan bir ropörtajda Flickr'ın kurucusu Stewart Butterfield ve eşi Caterina Fake Flickr isminin aslında yanlışlıkla ortaya çıktığını anlatıyor. www.flicker.com'u almak isteyen ama bu mümkün olmayınca domain boşalana kadar flickr'la idare etmeye karar veren çift, ismin marka üzerindeki etkisini gördükten sonra Flicker'dan tamamen vazgeçmiş ve yola typo hatalı Flickr ile devam edip başarıya ulaşmış.

Groupon
Groupon'un hikayesi kısa ve öz. Group + kupon kelimelerinin bir kombinasyonu yapılmış, ve karşınızda Groupon.

Google
Google da Flickr gibi bilinçli typo hatasıyla ortaya çıkan etkili isimlerden biri.  Kaynağını 100 sıfırlı sayı anlamına gelen Googol'dan alan Google sınırsız bilgiyi istediğimiz anda önümüze getirebilmek için kulağa daha hoş gelen ve diğerine göre görece daha anlamsız olan Google'ı tercih etmiş sonunda.

Nero
Nero CD/DVD yazmak/yakmak için en çok tercih edilen Alman yazılım programı. İsmini aldığı kişi de tarihte ürünün işleviyle oldukça benzerlik gösteren biri, Roma'yı yakan imparator Nero. 

Oracle
Veri tabanı yazılım şirketi olan Oracle'ın doğuşu CIA'in yürüttüğü bir projeyle olmuş. O zamanlar Relational Software Inc. adlı bir proje yürüten şirkette Oracle ismi CIA'in bir kodu olarak kullanılıyormuş. Proje bittikten sonra da çalışmalarına devam etmek isteyen şirket, kodu şirkete isim olarak uygun görmüş.

Skype
Skype kurulduğunda Sky-Peer-to-Peer ismi uygun görülmüş, daha sonra Skyper şeklinde kısaltılmış, daha da sonra Skype'ta karar kılınmış. Sondaki R'nin atılma sebebi ise Skyper domainin dolu olması.

Twitter
Twitter ismi bulunmadan önce birçok isim üzerinde kafa patlatılmış ve en son 2 isim üzerinde ciddi ciddi düşünülmeye başlanmış; Twitch ve Jitter. Kuruculardan Jack Dorsey Twitter ismine nasıl ulaşırken somut ve ne yaptıklarını insanların zihinlerinde çağrıştıran bir şeyler istediklerini söylüyor. Sistemi yaratanlardan biri olan Noah Glass ilk buldukları isim olan Twitch'i sözlükte araştırmaya başlamış ve o esnada karşısına kuş cıvıldaması anlamına gelen Twitter çıkmış. Yaptıkları işi tam olarak anlatan kelimeyi bulduklarını düşünen kurucular son derece akılda kalıcı olan Twitter'a böylece karar vermişler.


GOOGLE BEYİN

Ürün seçimi, içinde birçok farklı faktörü barındıran bir süreçtir. Ürünler arası farklar, fiyatlandırma, uygunluk gibi sayısız faktör satın alma ve seçme davranışımızı etkiler. Markalandırma da bu faktörlerden biri, hatta en önemlilerindendir. Bir süre önce bir dergide beynimizin Google'la benzer şekilde çalıştığına dair bir iddia ortaya atıldı. Yapılan çalışmalar sonucu Google'ın site ranking'leriyle zihnimizin hatıraları çekip çıkarması arasında oldukça benzer yanlar olduğu bulunmuş...

Konuyla ilgili 6 aylık bir çalışma yürüten Tjaco Walvis, marka seçimlerimizin farkında olmadığımız, bilinçsiz bir süreçte gerçekleştiğini ve bu süreçte de zihnimizin tıpkı Google gibi hareket ettiğini öne sürüyor. Google site ranking'leri için bir algoritma kullanıyor ve bu algoritmalarında 200 farklı değişken kullanıyor. Beynimizin de 'Algoritma' denilen bir dizi kurallar kullandığını, seçim yapılan sırada hangi anı fonksiyonel ve duygusal ihtiyaçlarımızı karşılıyorsa onun çekip çıkarıldığını, hatırlandığını öne sürüyor. Bunun elbette rasyonel bir süreç olduğunu fakat bilinç dışında işlediğini de ekliyor.

Walvis'in yaptığı çalışma sonucunda beynin marka seçimi algoritmasıyla ilgili belirlediği 3 temel unsur var. Öncelikle, beyinimiz bir markayı seçiyor fakat bu marka alelade olmaktan ziyade biyolojik ve kültürel ihtiyaçlarımızı, amaçlarımızı karşılayan bir marka oluyor. Hedeflerimizin karşılanması da beynimizdeki dopamin sistemi sayesinde gerçekleşiyor ( bu sistem ödül sistemi olarak da adlandırılan haz duyduğumuz davranışların kaynağını oluşturan sistemdir). Haz ve ödül aşamasından sonra sıra geliyor geçmişte en sık karşılaştığımız, kendimizi en aşina hissettiğimiz markayı seçmeye. Birbirini tamamlayan markalar buna örnek verilebilir. Farklı ürün kategorilerinde olsalar da Disney ve Coca-Cola'yı bu kapsama dahil edebiliriz mesela. Üçüncü ve son aşama da geçmişte en çok içli dışlı olduğumuz, çocukluğumuzdan bugüne bizim için hep bir anlam taşımış markaları seçmek. Marka seçimi gibi bir durumla yüz yüze kaldığımızda beynimizde sayısız bağlantı noktası ateşlenir. Bunların en güçlüleri de kişisel tarihçemizde sıkça yer etmiş olanlardır.

Google gibi insan elinden çıkmış bir mekanizmayla zihnin çalışmasının birebir aynı olamayacağını savunabilirsiniz. Tabii ki bazı farklar var, mesela bu farklardan biri Google tahmin edilebilir sonuçlar çıkarırken insan beyninin uyguladığı algoritmanın sonuçlarının pek de tahmin edilebilir olmaması.

Konu hazır Google'ın  page ranking'lerinden açılmışken biraz detaylandırmadan geçmek olmaz. Google'ın, ortaya çıktığı ilk yıllarda elde ettiği başarının büyük kısmı yenilikçi 'page rank' sistemi sayesindedir. Bir sayfanın önemini ona bağlanan başka başka sayfalarla belirleyen Google oldukça verimli sonuçlar almıştır. Bu yönlendirme işini Google'dan başka yapanlar olsa da onun diğerlerinden sıyrılıp aramalarda daha iyi sonuçlar almasını sağlayan şey diğer sitelerin ''oy'' larını dikkate alması olmuştur.

Google ve beyin arasında bir bağ kurmuşken bu metotun sosyal kanıtından da bahsedebiliriz. İnsanların karar verme davranışları, aynı durumda olduğu başka kişilerin olaya karşı duruşlarından ve yanıtlarından oldukça etkilenir. Bununla ilgili 2007 Nisan ayında yapılan bir çalışmada ( ya da sosyal deney mi desek) ünlü keman virtüözü Joshua Bell Washington'da bir metro girişinde sabahın en yoğun saatlerinde keman çalması için ikna edilmiş. Bell 3.5 milyon $'lık Stradivarius kemanını almış ve çalmaya başlamış. Bir saat boyunca çalan ünlü virtüöz hiç kimsenin dikkatini çekememiş ve topladığı 32$'la oradan ayrılmış. (Bu arada bu paranın 20$'ını son anda kendisini tanıyan birinin verdiğini de ekleyelim :) ) Bu olay davranışlarımızın kaynağının önemli bir sosyal kanıtı aslında. Sabah metrodan geçen insanlar orada keman çalan birine karşı ilgilerini ya da ilgisizliklerini diğer insanların hal ve tavırlarına göre şekillendiriyor. Sonuçta da pahalı biletlerle görkemli konser salonlarında değil de metro girişinde çalan Joshua Bell sessiz bir oy birliğiyle kimsenin dikkatini çekmiyor. Google'ın da yapmaya çalıştığı şey tam olarak bu aslında; diğerlerinin davranışlarını da işin içine katarak bir sonuca varmak.