Neokorteks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neokorteks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Beynimizdeki Twitter Limiti

Birbirimize kuvvetli sanal bağlarla bağlandığımız şu yüzyılda milyonlarca insan güne Facebook-Email-Twitter denetimi olmadan başlayamıyor. Hatta kimileri için bu sıralama Twitter'ın galibiyetiyle çoktan değişmiş durumda. Çünkü artık son dakika haberleri flash flash şeklinde değil twit twit geliyor, eskiden kendilerine ulaşmanın bir hayal olduğu celebrity'ler güne pampişlerini selamlayarak Twitter'da başlıyor, politikacılar çılgın projelerini Twitter'da açıklıyor ve neredeyse ''Tweetliyorum, öyleyse varım'' gibi bir durum söz konusu. Twitter insanların ''bilgi''ye ulaşmada güvenilir ve gerçekçi bulduğu (bunda verified account'ların etkisi çok büyük) ve deneyimlerini paylaştığı dinamik bir mecraya dönüşmüş durumda. Bu dinamik yapının mimarları da farklı platformlardan oluşan kullanıcıları ve bu çeşitlilik de Twitter'ı iş dünyasının, siyasetin, eğlencenin, haberlerin ve her türlü kültürel faaliyetin nabzını tutan bir sismograf haline getirdi....

Peki artık herkesin doğaçlama performans sergilemek için maksimum efor sarf ettiği dev bir tiyatro sahnesini andıran Twitter'da follower/following sayınızı arttırmak isterken aslında istediğiniz şey gerçekten daha fazla kişiyle iletişime geçmek mi yoksa artan rakamlarla sükse yapmak mı? Sosyal medya, insanların birbiriyle sürekli ''iletişim'' içinde olmasını empoze eden  global bir kültür yarattı. Ünlü isimlerin milyonlarca takipçisi var, hatta blog ya da sözlük yazarlığıyla veya saat başı tweetlediği aforizmalarla küçük bir hayran kitlesi edinmiş kişilerin takipçi sayılarının da bir hayli yüksek olduğu görülüyor. Takipçi edinme çılgınlığı o derece alıp başını gitmiş ki kimi siteler para karşılığı takipçi edindirme hizmeti bile veriyor artık. Takip ettiği kişiler ve kendisini takip edenlerle sayısal bir bağdan ötesine geçmek istemeyenlere sözümüz yok tabii, ama bu kişilerle gerçekten istikrarlı bir süreçte ilişkisini devam ettireceğini zannedenlere kötü bir haberimiz var...



İngiliz antropolog Robert Dunbar beynimizin neokorteksinin düzenli sosyal ilişkiler geliştirmede sınırlı olduğunu ortaya koyan araştırmalar yapmış. Kendisinin bulgularına göre bir insanın aklında tutabildiği, sağlıklı bir şekilde devam ettirebildiği arkadaşlık sayısı 100-230 arası bir şeye tekabül ediyor, ortalama değer kabul edilen 150 sayısı da '' Dunbar Sayısı '' olarak adlandırılıyor. Dunbar'ın ortaya attığı bu sonuçtan etkilenen bilimadamları (Indiana University), Dunbar Sayısını 1.7 milyon Twitter kullanıcısı üzerinde test etmişler. Araştırma sonucunda Bruno Goncalves önderliğindeki takım, kullanıcıların gerçekten devam ettirebildiği ilişki sayısını Dunbar'ın sayısıyla paralel olarak minimum 100, maximum 200 olarak bulmuşlar. Yeni kullanıcılar az sayıda aktif arkadaşla Twitter'a adım atarken, arkadaş sayıları kullanım sıklığı ve süresiyle birlikte değişim gösterip zamanla artabiliyor. Daha sonra bu kullanıcılar Twitter'ı en aktif kullananlardan olsa bile sosyal ilişki bant genişliği maksimum seviyeye ulaşıyor ve belirtilen sayıdan fazla aktif arkadaşlık ilişkisi devam ettirilemiyor.

Dunbar'ın araştırması ve sonrasında sosyal medyaya uyarlanan çalışma arasındaki korelasyon ilişkilerimizde nörolojik bir sınır olduğunu kanıtlıyor. Hala ''follower'' sayınızın 1000 ve katlarına ulaşması için çaba harcar mısınız yoksa 150 gerçek twitdaşınızla yetinir misiniz orası size kalmış :)

NÖROSİNEMA


Güney Kaliforniya'da 28-31 Temmuz arasında gerçekleştirilecek olan Topanga Film Festivali'nde önemli neuromarketing unsurları masaya yatırılacak. 7 bilimadamı film görüntüleri ve bunların izleyicilerin bilinç düzeyindeki ve bilinçaltlarındaki etkilerini tartışacaklar. Bilimsel bulgulardan ziyade renkler, efektler ve bunların yarattığı etkilerin tartışılacağı vurgulanan festivalde, 3D filmlerin beyin tarafından ne şekilde algılandığı, bunun gerçekliğe dair algımızı nasıl değiştirdiği, yönetmenlerin izleyicinin tepkilerini kontrol edip edemeyeceği, duygusal olarak kendimizi bir filmin içinde hissettiğimizde beynimizde ne gibi değişiklikler olduğu masaya yatırılacak...

Neuromarketing Hollywood'un çok önceden keşfettiği bir teknik. Vizyona giren her Amerikan yapımında bol bol kullanılan, oturup sezonlarını stokladığımız her dizide karşımıza çıkan, bazen fark edebildiğimiz ama çoğu zaman buzdağının görünmeyen tarafında gizli gizli çalışmalar yapan en sevdiğimiz kareler arasına gizlenmiş sinsi bir düşman aslında. Filmlerin bizi güldürebilmesi, ağlatabilmesi, şaşırtabilmesi yani duygularımızı yönlendirip kontrol edebilmesi bir yana, neuromarketing açısından önemli olan bir diğer nokta da farklı yönetmen, farklı içerik ve farklı film türlerinin izleyicinin beyin aktivitelerini farklı şekilde etkileyebiliyor olması. 

New York Üniversitesi'nden çeşitli nörobilimcilerin ileri görüntüleme teknikleriyle yaptığı bir çalışmada, filmlerin izleyicilerin beyin aktiviteleri üzerinde dikkate değer etki ve değişikliğe sebep olduğu, üstüne üstlük yönetmenleri, içerikleri hatta kurguları değişen filmlerin beynimizi değişik yönlerden etkilediği bulunmuş. Çalışma esnasında katılımcılara 3 farklı film izletilmiş; Sergio Leone'nin The Good, The Bad and The Ugly'sinden 30 dakika, Alfred Hitchcock'un ''Bang! You're Dead'' filminden bir bölüm ve Larry David'in ''Curb Your Enthusiasm'' filminden bir bölüm. 3 katılımcı gruba da ortak izletilen şey New York City Washington Square Park'ta yapılan bir konserden çekilen montajlanmamış görüntüler olmuş.

Sonuçlara göre, katılımcıların neokortekslerindeki etkiler şöyle (neokorteks= beynimizin algı ve bilişten sorumlu kısmı) ;

- Hitchcock 'un filmi izleyicilerin beyninde büyük oranda kontrol sağlayabilmiş olmakla beraber yine hepsinin neokorteksini aynı oranda ve aynı şekilde uyarmış (%65)
- The Good, The Bad and The Ugly'nin de büyük oranda uyarma ve kontrol sağladığı kaydedilmiş (%45)
- En düşük etki ise Curb Your Enthusiasm'den ve tamamen doğal haliyle sunulan konserden (%18)

Bu sonuçlar neuromarketing açısından oldukça önemli çünkü bize farklı beyinlerin benzer ortam ve şartlarda aynı aktiviteyi gösterebileceğini kanıtlıyor. Ve bu da kimi zaman küçük bir gruptan elde edilen bulgunun geniş kitlelere de genellenebileceğini gösteriyor. Reklamlar için aynı şeyi söylemek reklam direktörleri Hitchcock'a öykünmediği sürece pek mümkün gibi görünmüyor :)

Son olarak Guardian'ın Steve Quartz'la yaptığı bir röportajda sarf ettiği sözler bütün gerçeği tüm korkunçluğuyla gözler önüne seriyor aslında. Quartz, izleyicilerin tercihlerini ölçmek adına yaptıkları çalışmaların göründüğünden farklı olarak bir manipülasyon aracı olduğunu ve bu bir pazarlama stratejisi olduğu için kullanmakta herhangi bir sakınca görmediklerini açıkça ifade ediyor.